Emrah Bozkurt

okur, düşünür, yazar, tasarımcı, yazılımcı

Estetik Felsefesi ve Søren Kierkegaard

Bir önceki yazımda etik ve ahlak arasındaki sınırları çizmeye çalışmış ne oldukları ve ne olmadıklarını belirtmiştim. Bu yazı da ise o iki kavramla bağlantılı olan estetik kavramını inceleyeceğiz. Diğer iki kavrama göre bu kavramın anlaşılması zor olabilir, çünkü birkaç yönden bu kavrama yaklaşıp anlatmaya çalışacağım. Umarım bir önceki yazıda tanımlamış olduğumuz ahlak kavramının ne olduğunu unutmamışsındır; bu yazıda ahlaka tekrar değineceğiz ve estetik yaşam ile ahlaksal yaşamı kıyaslayacağız. Estetik, felsefenin duyusal değerle ilgili olan alt disiplinine verilen addır. Konu edindiği şey ise güzelliktir; güzelliğe yönelen duyumsal bilgiyi konu edinir. Kendi içerisinde ise ikiye ayrılır: İlki, estetik özne ve nesneyi, yargıyı, estetik değeri, tutumu vb. boyutuyla ele alır; diğeri ise, doğrudan sanatı konu alarak onun özü olup olmadığını soruşturur. Konu edineceğimiz alan sanat değil, felsefî boyutudur. Estetik nesne bağlamında baktığımızda çok ayrıntıya girmeden bir sanat eserinin iki boyutu mevcuttur: fizikî boyutu ve anlam boyutu. Nesnenin anlam boyutu estetik tutum veya dikkatin konusu olan, ne ifade etmeye çalıştığıdır. Estetik değerin ise iki ana bölümden oluştuğu ve bu ikisinin harmanlamasından bir sonuca çıkıldığını söyleyebilirim. Burada uygulanan şey aslında diyalektiktir; tez, antitez ve sentez. Şimdi bu diyalektiğin nasıl oluşturulduğunu kısaca inceleyelim.

Asıl konu güzellik algısıdır; bir nesnenin güzelliği onun kendisinde yani mutlak mıdır, yoksa ona bakan gözde midir? Yani güzellik nesnel ve mutlak mı, yoksa öznel midir? Antik Yunan felsefecileri burada nesnelliği temsîl etmektedir, modern felsefeciler ise hayır güzellik nesnenin kendisinde ya da mutlaklıkta değil, ona bakan gözün ona verdiği değerdedir, demektedirler. Sentez kısmını ise bu ikisini açıkladıktan sonra belirteceğim. Yunanlı düşünürler, güzelliğin tanımlanabileceğini onun düzen, birlik, uyum, oran, ölçü ve iyilik gibi niteliklerin birleşimine indirgemişlerdir. Pythagorasçılara dünya unsurları arasında belli bir ölçü, orantı, düzen ve ahenk olduğu için güzeldir, demekle bütünsel bir bakış açısı getirmektedir. Parçaların birbiriyle olan uyumunun sonucu bütünsel olarak güzelliği yansıtır. Bu güzellik anlayışında, güzelliğin mutlak ve evrensel bir boyutu kadar, göreceli bir boyutunun olduğuna da vurgu yapılır. Aynı geleneğe sahîb Platon şu şekilde belirtir bu durumu: Duyusal dünyada var olan somut şeylerin güzelliği değişebilir veya yok olup gidebilir; bazılarına güzel görünen başkalarına öyle görünmeyebilir. Fakat güzelliğin bu zamansal ve göreli cisimleşmelerinin üstünde ve ötesinde, ezeli ve ebedi bir güzellik ideası vardır. Platon ne kadar hazcı güzellik algısına yakın gözükse de aslında nesnelcidir, bu konuda böyle bir düşünceyi dile getirmesinin sebebi Platon’un felsefesinin sonucudur. Çünkü ona göre, dünya bir yansımadan ibarettir, bu yüzden bahsettiği ezeli ve ebedi olan bu yansıma değil, gerçek olandır ve yansıyanda ise bu geçici ve göreceli olabilir demeye çalışmaktadır. Anladığın üzere Platon da aslında diğer Yunan düşünürler gibi mutlak güzellikçidir, onun hazcılığa yaklaşması oluşturduğu felsefî teorisinin sonucudur ki, bunun bir gerçeklik değil yansıma olduğunu dile getirmiştir…

Yazının devâmını Havâss Dergisinin üçüncü sayısından okuyabilirsiniz.
www.havassdergi.com

Havâss Dergi III. Sayı

Havâss Arka Kapak Gaye
Bir ben vardır bende, benden içeri!
İnsan nedir? Nerededir? İnsan ancak kendisi olduğu sürece var olmaz mı? Bugün insan, insan kalabilme, kendi olabilme mücadelesi vermektedir. İnsan özgür doğduğu halde her yerde zincire vurulmuştur. Sürekli insanı aşağı çekmeye çalışan manipülasyonlar altındadır. İnsan, sadece kendisinden mi oluşur? Bizler, sadece kendi salt düşüncelerimizden ibaret değiliz, çevremizin etkisiyle şekillenebilen, gelişebilen, ötekileştirdiklerimizin bizde bıraktığı izlerden payımıza düşenleri alarak, benliklerimizi oluşturanlarız. İnsan bir basamaktır. Ötekinin ise, insan olana katkısı bir basamak daha çıkmamızı sağlayacak yegâne değerdir. Düşünmek! Ötekinin düşüncesiyle düşünebilmek; düşünce, doğru bildiklerimizden şüphe etmemizin etkisiyle başlayan ve tezatlarıyla bir bütün olan. Farkında olunmalı ki, insan konuşmaya başladığında yanılmaya da başlar. Ötekinin fikirlerine kulaklarımızı tıkamak, bir basamak daha geriye giderek, hataya mahkum olmaktır. Oysa biz, üstinsanı; bende, benden içeri olan ereğin peşinde olmalıyız. İnsan aşılması gerekendir, onu aşmak için ne yapıyoruz? Zamanımız ve mekanımız bizimle ve hayallerimizle mevcuttur. Kolumuza taktığımız ya da duvarda asılı duran saatler, hayatımız ile ölümümüz arasında bir aracı. Biz nefes alıp verdiğimiz sürece var olacak olan bu değerli aracıyı, üstinsana ulaşabilmek için kullanıyoruz ve okuyoruz; sürekli okuyoruz ve düşünüyoruz, ötekinin düşüncelerine değer veriyoruz ve öteki olmaktan çıkarıp biz oluyoruz. Çünkü bizim için okumak zihnimizi, düşünmek ise vicdanımızı dokumaktır; insan kalabilmek ve üstinsana bir basamak daha yaklaşabilmektir. Biz, insanoğlu var olduğu günden beri varız ve var olmaya kaimiz. Çünkü biz, tenden uzak ruhlara ait olanlarız. Ve biliyoruz ki, kendisine çok şey verilenden, her zaman çok şey istenecektir. Biz, insan ile üstinsan arasındaki basamakları oluşturmaya çalışan işçileriz. Umut ediyoruz! Sizlerin de bu yolculukta bizlerle olmasını. Hatırlayın nerede olduğunuzu, zira insan bulunduğu noktada ne ise odur. Ve sende, senden içeri yolculuğu için satırlarımız ilkelerin olsun: “Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu bunun bir çaresi yoktur.” Bozma kendini, güzel fıtratını. Menfaatlerin farklı noktaya çekmesin seni, bulandırmasın aklını. İnsan kal! Kal ki, hep birlikte üstinsana ulaşabilelim…

Derginin üçüncü sayısı hakkında detaylı bilgi veya satın almak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz:
www.havassdergi.com

Etik ve Ahlâk Felsefesi

İnsanların, insan ve doğa ile olan ya da Tanrı ile olan ilişkilerde farkında olsalar da olmasalar da benimsedikleri bir değer sistematiği vardır. Bu bilinçli ya da bilinçsiz olarak tercih edilen değerler sistemine ahlâk veya etik denilmektedir. Bu felsefî incelemenin amacı herhangi bir yargı oluşturmak ya da olması gerekene yönlendirmek değildir, olanı kavram odaklı tartışarak sınırlarını çizmeye, birer bütün olarak ortaya çıkartmaya çalışmaktır. Felsefenin, en büyük işlevlerinden birisinin var olan kavramların sınırlarını çizmek ya da çizmeye çalışmak olduğunu düşünüyorum. Bu sebepten dolayı yapmaya çalışacağım şey de tam olarak budur. Etik ve ahlâkın ne olduğu ve ne olmadığını incelemeye çalışacağım. Bu kavramlar arasındaki çizgiler çok belirgin değildir. Zaman zaman birbirine karıştırılması ya da bir anlam karmaşası ile karşılaşmak mümkündür. Bu yüzden olabildiğince anlaşılabilir olmaya çalışacağım. Bu kavramlar neden önemli diye düşünüyor olabilirsin: Önemi, senin ve bütün insanların hayatlarını yönlendiren sistemleri oluşturuyor olmalarından kaynaklıdır ki, birçok filozof bu sistemleri kurumların oluşturulmasına da bağlamaktadır. Çoğunluk bu yönlendirmeyi bilinçsiz olarak yaşadığı için bu kavramların ne derece önemli olduğunun farkında da değillerdir. Şuan sen de bunun farkında olmayabilirsin. Gündelik alışkanlıklar arasında tam mânâsıyla olmamakla birlikte kullanımından ibaret kalıyor olabilir. Asıl burada önemli olan yönü, bu kavramların oluşum şekilleri ve bunu bilinçli ya da bilinçsiz olarak uygulayan insanların sistemi değiştirebileceklerinin ellerinde olmasındadır. Bu kavramlar ve metot bilindiğinde hayatınıza yön veren sistemi, ereğe daha bilinçli yönlendirmek mümkün olacaktır. Birçok insanda olduğu gibi senin belki de bir ereğin bile olmayabilir, ama beni doğru şekilde anladığında kendine bir erek bulma ihtiyacı hissedeceksin. Bu yüzden birçok ahlâkçı diyebileceğimiz filozof ahlâk sistemleri oluşturmuş ya da oluşturmaya çalışmışlardır. Bu işi sadece filozoflar yapmamaktadır, kültürler bunu içerisinde barındırlar. Ahlâk sistemi, târihsel süreçte adetlerin bütünü olarak kültürün içerisinde ortaya çıkmaktadır veya dinler bu sistemi kendi içerisinde barındırlar. Bütün bunların temel amacı insanı bir ereğe yönlendirmektir. Bu incelemenin ilk yazısı olarak sadece etik ve ahlâkı tanımlamaya çalışmak ile yetineceğim. Sonraki yazılarımda ise, estetik, estetik ile ahlâk arasındaki bağlantı ayrıca târihsel süreçte filozoflar üzerinden ahlâk konusunu filozofların felsefeleriyle birlikte ele alacağım. Bazı dönemlerde köklü kırılmalar, değişiklikler söz konusudur. Bu dönemleri daha ayrıntılı bir şekilde işleyeceğim. Misâl olarak Aristoteles’te, etik öncesine göre bir kırılmadır, Kant’ta ise Aristo sistemi erek değiştirir. Nietzsche’de bu durum daha farklı bir hâl almaktadır. Ayn Rand’ın Objektivizm felsefesi ise çok farklı bir bakış açısı getirmektedir. Bütünüyle bu çalışma felsefesinin incelediği temel konularından birisi olan etiği, târihsel süreçteki durumu ve bu değişikliğe sebep olan filozofların felsefî anlayışlarını kapsamaktadır. Genelleme yapacak olursam, Nietzsche’nin nihilist tutumu haricinde diğerlerini ikiye ayırmak mümkündür: İlki aklı merkeze koyan ve insanın önceliğinin kendisi olduğunu savunan, buna bencillik de diyebiliriz ki, objektivistler öyle tanımlıyor. Diğeri ise daha çok vicdanı baz alan karşı tarafın “kendini kurban etme” diye nitelendirdiği altruist tutumdur. Tabi bunlar iki zıt uçlardır ve arada bulunan gri tonlardan oluşan birçok yapının varlığı da söz konusudur. Şimdi bu uzun felsefî serüvene etik ve ahlâkı tanımlamak ile başlayalım…

 

Yazının devâmını Havâss Dergisi ikinci sayıda okuyabilirsiniz.
www.havassdergi.com

Havâss Dergi II. Sayı

Havâss Arka Kapak Gaye
İnsanlık târihinin her döneminde yaşanmış en büyük problemlerden biri hiç kuşkusuz demirin altını ezmesidir. Peki târih boyunca söylenegelen ve birçok filozofun da üzerinde çözüm aradığı bu problem bizim için aslında ne ifâde etmektedir? Kendi sınırlı dünyamızdan ve bakış açımızdan kurtulup saygın evrensel eğitim modellerini incelediğimizde göreceğiz ki ülkemizde uygulanan eğitim programları yetkinlikten uzaktır. Ancak duyarlı insanlara en acı verici nokta ise yetkinlikten uzak olan eğitim ve öğretim programlarımız hakkında yeterince düşünülmemesi, çözüm üretilmemesidir. Hâl böyleyken insanlığın gelişimine katkı veremeyecek bireyler ve cemiyetler arasında bilimi, evrenselliği ve doğru düşünceyi savunan insanlar eriyerek yok olmaktadır. Bunun sonucunda kendisini gerçekleştirme fırsatına sahip olmayan, küçük hesap insanları ile uğraşmak istemeyen nitelikli insanlarımız, ülkemize bir değer katamadan gitmek mecburiyetinde kalıyorlar. Aslında ülkemizde her şeyimiz var ama neyin daha değerli olduğuna dair bir fikrimiz yok. Bizlerin isteği ise bütün bu olumsuzluklara rağmen insanın ve toplumun mükemmelleştirilmesi ve mutluluğa erişmesi fikrinin, günümüz yoz değer yargıları göz önünde bulundurularak yetkin bir şekilde yeniden değerlendirilmesidir. Unutulmamalıdır ki, bir nesil sonraki nesli eğitir ve kötülük sadece denetim altına alınmamış tabîatın sonucudur. Akıldan ve ahlâktan yoksun toplumların âkıbetini ise târih bize göstermektedir. Birlikte düşünelim ancak aynı düşünceyle değil; ülkemiz adına düşünebilenlere soruyoruz: bu gidiş nereye?

Derginin ikinci sayısı hakkında detaylı bilgi veya satın almak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz:
www.havassdergi.com

Din Kavramı

İnsanlık tarihinin dâimî sorularından birisi olan “din nedir?” sorusu hep sorulmuş ve sayısız cevaplar verilmiştir. Birçok kişi kendi bakış açısı ve ulaştığı bilgiler neticesinde bu soruya cevap niteliğinde dini tanımlamaya çalışmıştır. Dinin tanımı bir yana dinin mâhiyeti ve sınırlarını tesbît etmede de zorluklarla karşılaşılmıştır. Üzerinde en çok itilâf edilen konulardan birisi olan din kavramını tanımlamada aşırı öznelliğin hâkim olduğunu herkesin kabul edebileceği bir tanımın olmadığını söylemek mümkündür. İnsanlar hislerini ve inançlarını ne kadar düzenlerseler düzenlesinler, kendi dini ve fikrî anlayışlarına göre bir kavramsal tanımlamada bulunuyor ve doğrusunun da kendi tanımladıkları olduğunu ileri sürüyorlar. Din, bireysel ve toplumsal açıdan geniş bir çerçevede güçlü işleve sahip bir kurumdur. İnsanların iç ve dış dünyasını etkileyen, insan ile beraber yaşayan ve hayâtı anlamlandıran misyona sahiptir. Bu yüzdendir ki, her devirde filozoflar dini inceleme altına almışlardır. Kimi filozoflar dinin insanların korkularının sonucu olarak ortaya çıktığını; kimisi toplumu uyuşturan afyon olduğunu, kimi de ilahî kaynaklı bir inanç olduğunu ileri sürmüştür. Zaman zaman varlığı inkâr dahi edilse de târih boyunca her dönemde varlığının mevcut olmasından dolayı, yok sayılması mümkün olmamıştır…

Yazının devâmını Havâss Dergisi birinci sayı 34-55 arası sayfalardan okuyabilirsiniz.
www.havassdergi.com

Havâss Dergi I. Sayı

Havâss Arka Kapak Gaye

Her insan özel, eşsiz ve farklıdır. Bu eşsiz insanlar ancak huzurlu ve refah bir toplum içinde nefes alabilirler. Bu yüzden biz farklılığın bir zaaf değil bizzat güç olduğunun bilincinde olarak onu ilke edinen, her türlü fikri,  evrensel ahlaki değerlere ve hukuk kurallarına uygunluğu koşuluyla özgürce aktarılmasını, kitlelere yayılmasını sağlamak için kurulmuş çeşitli yayın organlarından oluşmaktayız. Farklı etnik, din ve fikir gruplarından oluşan kişileri bünyemize katarak, hep birlikte hem ülkemizdeki hem de dünyadaki sorunların çözüm yollarını çatışmadan, kırmadan, kırılmadan bulabileceğimizi, uygulayabileciğimizi ve herkes için daha adil bir hayatın sağlanmasını başarabileceğimizi düşünmekte ve hedeflemekteyiz. Herkes için adil bir hayatı ise, ancak bilgi sağlayabilir. Bilginin ise ancak özgürce paylaşıldığında insanlığın güçleneceğine ve özgürleşeceğine inanıyoruz. Biz, insanlığın farklılıklarını yok ederek, tek tip ve sadece erkin fikirlerinin özgür olduğu bir toplumda nefes alabilmenin mümkün olmayacağının farkındayız ve bu yüzden farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşamanın, birbirimize hoşgörü ile tahammül edebilmenin yolunu seçtik. Biz günlük siyasetin diliyle düşünmeyen, lafza değil mefhuma dikkat eden, kişiler ile değil fikirler ile uğraşmaktayız.

Derginin birinci sayısı hakkında detaylı bilgi veya satın almak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz:
www.havassdergi.com